Logoların Tek Tipleşmesi: Lüks Markalar Neden Birbirine Benziyor?
Son 5 yılda lüks moda ve otomotiv dünyasında tuhaf bir şey oldu. Sanki görünmez bir el, yüz yıllık markaların logolarındaki o süslü kıvrımları sildi. Bununla kalmayıp tarihi armaları ve zarif tırnakları yok etti. Sonuç olarak yerine kalın, siyah ve düz logolar getirdi. Özellikle Burberry, Yves Saint Laurent, Balmain ve son olarak Jaguar gibi lüks markalar bunun en iyi örnekleri. Logoları yan yana koyarsanız, hangisinin hangi markaya ait olduğunu ayırt etmekte zorlanırsınız. İşte tasarım dünyası bu duruma “lüksün tek tipleşmesi” diyor.
Peki, milyar dolarlık markalar neden bilerek sıradan olmayı seçiyor? Bu bir vizyon kaybı mı? Yoksa dahi bir adaptasyon stratejisi mi?
Ekranların Diktatörlüğü
Bu değişimin bir numaralı sorumlusu hiç şüphesiz cebimizdeki telefonlardır. Zira 20 yıl önce bir logo devasa mağaza tabelalarında dururdu. Veya dergi kapaklarında kendini gösterirdi. Ne var ki bugün durum tamamen farklı. Logolar artık 1 santimetrelik Instagram profil fotoğrafında yaşamak zorunda. Ayrıca mobil uygulamaların küçük ikonlarına sığmak durumunda.
Genellikle eski tarz ve ince tırnaklı logolar küçük piksellerde dağılır. Hatta bulanıklaşır ve okunmaz hale gelir. Oysa kalın ve düz fontlar farklıdır. En düşük ekran çözünürlüğünde bile bağırırlar. Kısacası markalar estetik zarafeti feda etti. Çünkü dijital okunabilirliği seçtiler. Dolayısıyla müşteri artık mağaza vitrinine değil, telefon ekranına bakıyor.

Sokak Modası ve Yaşam Tarzı Dönüşümü
Lüks markalar artık sadece aristokratlara hitap etmiyor. Çünkü hedef kitleleri değişti. Artık Supreme giyen ve rap dinleyen yeni nesil zenginleri hedefliyorlar. Eski logolar tarih ve gelenek kokuyordu. Halbuki bu durum genç kitle için bazen tozlu ve eski moda anlamına gelir.
Yeni ve endüstriyel logolar markayı bir moda evi olmaktan çıkarır. Bunun yerine onu bir yaşam tarzı markasına dönüştürür. Örneğin bu düz logolar bir sweatshirt üzerinde daha iyi durur. Veya bir spor ayakkabının tabanında daha grafiksel görünür. Yani markalar mirası değil, bugünün trendini inşa etmeyi hedefliyor.

Karakter Kaybı Riski
Ancak bu strateji çok büyük bir risk barındırıyor. Nitekim karakter kaybı yaşarsınız. Herkes aynı fontu kullandığında markayı ayrıştıran ipuçları yok olur. Böylece bir deniz feneri gibi parlamak yerine sıradanlık denizinde kaybolursunuz. Sonuçta tüketici logoyu kapattığında ürünün kime ait olduğunu anlayamaz.
Jaguar örneğinde gördüğümüz tepkilerin sebebi de tam olarak budur. Unutmamak gerekir ki insanlar markaların sadece ismini sevmez. Aynı zamanda o ismin taşıdığı görsel karakteri de severler. Her şeyi sadeleştirmek tehlikelidir. Zaman zaman markanın ruhunu da temizlemek anlamına gelir.

Dengeyi Bulmak
Şüphesiz minimalizm güçlü bir araçtır. Fakat amaçsızca kullanırsanız bir kimlik katiline dönüşür. Lüks markalar dijital dünyaya uyum sağlamak zorunda. Yine de kendilerini herkes gibi yapacak kadar ileri gitmemeliler. Nihayetinde geleceğin kazananları körü körüne akıma uyanlar olmayacak. Aksine sadelikle karakteri harmanlayanlar kazanacak. Kendi özgün görsel dillerini kurgulayanlar ayakta kalacak.
Vahit Mutlu
2013 yılından beri, markaların özünü yansıtan değer odaklı bir yaklaşımla stratejik logo ve görsel kimlik çalışmaları yürütüyorum. Görsel Marka Danışmanı olarak, estetiği stratejiyle birleştirerek markaların hedef kitleleriyle doğru ve kalıcı bağlar kurmasını sağlıyorum. Tasarımın sadece göze değil, markanın geleceğine de hizmet etmesi gerektiğine inanıyorum.
